PATENT TECAVÜZ DAVALARI

 

İster davacı ister davalı sıfatı ile olsun tecavüz davaları, tahrip edici ve geri dönülmez zararlardan kaçınmak için hukuk ve tekniğin özel alanlarında gerekli özen ve ihtimamı gerekli kılmaktadır. Bunun farkında bir şirket olarak profesyonellerimiz, ilgili hukuk ve teknolojilerde müşterilerimizin haklarını güçlü şekilde savunma bakımından gerekli her türlü çabayı sarf etmektedir.

Son yıllarda Türkiye’de patent tecavüz davaları, ihtisas mahkemelerinin uygun bir bilirkişi raporunu takiben tedbir kararı verme eğilimlerinin artması ve ayrıca ihtisas mahkemelerindeki yargılama süreçlerinin düşük maliyetli olması nedeni ile ciddi biçimde artmış olup, patent sahipleri “denemeye değer…” bakış açısıyla tecavüz iddialarını öne sürmekten geri durmamaktadırlar. Aynı durum potansiyel olarak patent ihlali içerisinde olan kişiler için de geçerli olup, belli bir patente karşı tecavüzün olmadığının tespiti talebini kapsayan menfi tespit davalarında artış gözlemlenmektedir. Aşağıda her iki dava türünün belli prensipleri açıklanmaktadır.

 

Tecavüz Davaları

KHK-551-Madde 136 kapsamında aşağıdaki fiiliyat patent ihlali olarak nitelendirilmektedir:

  • Buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek;
  • Buluşu herhangi bir şekilde üretmek ve/veya ticarileştirilmek;
  • Patentin bir prosese ilişkin olması durumunda söz konusu prosesi kullanmak ve bununla doğrudan doğruya elde edilen ürünleri ticarileştirmek;
  • Patent sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans veya zorunlu lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek;
  • Tecavüz teşkil eden fiiliyata iştirak etmek, yardım ve teşvik etmek, ve bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak;
  • Tecavüz teşkil eden faaliyetin kaynağını belirtmekten imtina etmek.

 

Bu durumlarda patent sahibinin tecavüz eden tarafa veya buna teşvik edene dava açıp aşağıdaki taleplerden biri veya birkaçını yapma hakkı doğar (KHK-551-Madde 137);

 

  • Tecavüz teşkil eden faaliyetlerin durdurulması,
  • Maddi ve manevi zararın tazmini,
  • Üretilen veya ithal edilen tecavüz konusu ürünler ile bu ürünlerin üretiminde doğrudan doğruya kullanılan araçlara ve patente bağlı bir usulün kullanımını sağlayan araçlara el konulması,
  • El konulan ürün ve araçlar üzerinde mülkiyet tesis edilmesi,
  • Tecavüzün devamına karşı tedbir alınması,
  • Tecavüz eden kişi aleyhine verilen mahkeme kararının kamuya duyurulması.

 

Tazminat

Prensipte patent sahibinin tecavüz davasında maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı vardır. Bahsi geçen maddi tazminat yoksun kalınan kazanca göre hesaplanmaktadır. KHK-551-Madde 140’a göre yoksun kalınan kazanç aşağıdaki yöntemlerden birine göre hesap edilmektedir:

  • Patentten doğan hakka tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, patent sahibinin patenti kullanması ile elde edebileceği muhtemel gelir;  
  • Patentten doğan hakka tecavüz edenin, patent konusu buluşu kullanmakla elde ettiği kazanç; 
  • Patentten doğan hakka tecavüz edenin, buluşu bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeli. 

 

Yetkili Mahkeme

Patent sahibi tarafından üçüncü kişilere karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, davacının ikametgahının olduğu veya suçun işlendiği veya tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yerdeki mahkemedir. Davacının Türkiye'de ikamet etmemesi halinde, yetkili mahkeme, sicilde kayıtlı patent vekilinin iş yerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmiş ise, Enstitü merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir (KHK-551-Madde 137). Fikri Haklar İhtisas Mahkemeleri hali hazırda İstanbul, İzmir ve Ankara’da yer almaktadır.

 

Tecavüz Davalarında Bilirkişi Heyeti

Teknik yönü olan patentlerle ilgili dava süreçlerinde mahkemeler ekseriyetle bir bilirkişi heyeti atamakta ve gerek hükümsüzlük gerekse tecavüz davalarında bir bilirkişi raporu almak suretiyle hüküm tesis etmektedirler. Bu tür bilirkişi heyetlerinin kompozisyonu hayati önemi haizdir. Patent istemleri ve tarifnamesinin bilinen teknikle ve/veya tecavüzle suçlanan tarafın faaliyetleri ile uygun şekilde karşılaştırılmasını temin etmek için teknik kökenli bir patent vekilinin heyete dahil edilmesi son derece önemlidir. Bir davada birden fazla bilirkişi raporu alınması veya ek raporların alınması yaygın bir uygulamadır (HMK-Madde 281). Fakat Bilirkişi hukuki görüş veremez (HMK-Madde 266). Buna rağmen bilirkişilerin tecavüz konusundaki mütalaasını dayandırdıkları hukuki temeli belirtmeleri beklenebilmektedir.

 

Hükümsüzlük & Tecavüz Davalarının Birlikte Görülmesi

Mevcut hukuk sistemi, hükümsüzlük davası ile tecavüz davası arasında bağlantı olması durumunda söz konusu davaların birlikte görülmesine izin vermektedir (HMK-Madde 166). Örneğin hükümsüzlük davası açılmasını takiben patent sahibinin de tecavüz davası açması veya tam tersine tecavüzle suçlanan tarafın karşı dava olarak hükümsüzlük davası açması çokça görülen durumlardır. Bu durumda birleştirme talebi yapıldığında dava açılan ikinci mahkeme birleştirme kararı verebilir ve birleşen dava birinci mahkemede görülür.

Hükümsüzlük davaları ayrıca tecavüzün olmadığına dair açılan menfi tespit davaları ile birlikte de görülebilmektedir (KHK-551-Madde 149). Diğer bir ifade ile 3. Kişiler bir dava içerisinde hem patente tecavüz edilmediğinin tespitini hem de patentin hükümsüzlüğünü talep edebilir.

 

Tecavüzün Olmadığına Dair Menfi Tespit Davaları

Bu hukuki yol, bir patentli teknolojiye ilgi duyan üçüncü kişilerin güvenli tarafta olmak için Türkiye’de fazlaca başvurduğu dava türüdür. Bu bakımdan açılan davaların büyük bölümü ilaç alanında ve belli bir ilacın pazarlanmasına başlamadan önce vuku bulmaktadır. Bu nedenle ilaç şirketleri açısından menfi tespit davası açmak ve eş zamanlı olarak Sağlık Bakanlığı nezdinde ruhsat başvurusu yapmak, yaygın bir strateji olmuştur. Jenerik ilaç firmaları bu suretle piyasaya daha güvenli ve zaman kaybetmeden girebilmektedir. Normalde menfi tespit davası ile patent hükümsüzlük davası aynı mahkemede açılabilmektedir, fakat bu noktada patent sahibinin de karşı dava olarak tecavüz iddiasında bulunmamasını engelleyici bir husus bulunmamaktadır. KHK-551-Madde 149’a göre patent sahibine karşı bu tür menfi tespit davalarını menfaat sahibi herkes açabilir ve dahi bu kişiler dava açmadan önce patent sahibine tecavüz konusundaki fikrini noter aracılığıyla sorabilirler. Fakat mahkemeler pratikte bu ön bildirimi bir dava kuralı veya ön şartı olarak kabul etmemektedir. Bu nedenle patentli teknoloji konusunda menfaati olan kişilerin açtığı davalar ön bildirim yapılmamasına rağmen büyük oranda kabul görmektedir.

 

Eşdeğerler Doktrini

Mevcut mevzuatta patentle temin edilen koruma kapsamının belirlenmesinde diğer ülkelerin mevzuatlarında olduğu gibi tarifname göz önünde bulundurulmak suretiyle istemler dikkate alınmaktadır. Fakat KHK-551-Madde 83’e göre istemler sadece ifade edildikleri sözcüklerle sınırlı tutulmamaktadır. Bu değerlendirme şekli beraberinde eşdeğerler doktrinine göre inceleme yapmayı gerekli kılmaktadır. Mevcut KHK bu bakımdan eşdeğerlik incelemesinde uygun bir metodolojinin işlev-yol-sonuç testi olduğunu belirtmektedir. Diğer yandan geçmiş beyanatların bağlayıcılığı da (Estoppel) bu mevzuatta dikkate alınması gereken bir ilke olarak belirtilmiştir. Bu ilkeye göre başvuru sahibinin patentlenme sürecindeki açıklamalar veya patent sahibinin patent geçerlilik süresince yaptığı açıklamalar belirleyici olmaktadır. Eşdeğerlik hususu doğal olarak her davanın kendine has koşullarında incelenmelidir ve kimi durumlarda eşdeğer unsurların teknik etkisi ve/veya aşikarlığı gözetilebilmektedir.

 

Bolar İstisnası

KHK-551-Madde 75/f uyarınca İlaçların ruhsatlandırılması ve bunun için gerekli test ve deneyler de dahil olmak üzere, ruhsat konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller patent korumasının dışında tutulmaktadır. Bu nedenle kendi başına ruhsat alma faaliyeti tecavüz teşkil etmeyen bir fiildir, ve ilaveten Sağlık Bakanlığı da patent süresi veya veri koruma süresinin bitmesini beklemeden ilaç ruhsatlarını tescil etmektedir. Bu kişilerin örneğin SGK Geri Ödeme ve Fiyat listesine giriş gibi daha sonraki faaliyetleri patent haklarını ihlal anlamına gelmektedir. Bu durumda patent sahibinin lehine tedbirlerin alınması için hukuki zemin oluşmaktadır.

 

SPC’ler ve Patent Süresi Uzatımı

Mevcut mevzuatta Ek Koruma Sertifikası (SPC) veya Patent Süre Düzenlemesi gibi patent süresinin uzatımına dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.