PATENT HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARI

 

Patentlerle ilgili hukuki ihtilafların her aşamasında müşterilerimizin haklarını en üst seviyede korumak temel amaçlarımızdan biridir. Hükümsüzlük ihtilaflarında da, gerek Avrupa Patent Ofisi (EPO) nezdinde gerekse ülkemizde Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri nezdinde verdiğimiz hizmetlerde başarı odaklı ve proaktif çalışmak temel hedefimizdir.

 

Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri nezdinde hükümsüzlük davaları

Türkiye’de patent veya faydalı model hükümsüzlük davalarında yetkili mahkeme, belge sahibinin ikametgahındaki mahkeme, veya belge sahibi yurtdışında ikamet ediyorsa sicilde kayıtlı patent vekilinin işyerinin olduğu yerdeki mahkemedir (KHK-551-Madde 137).

Patent hükümsüzlük davaları 551 sayılı KHK - Madde 129 uyarınca aşağıdaki gerekçelerle açılabilmektedir:

a - Patent konusunun, KHK-Madde 5 ila 10. Maddelere aykırı olması;

Bu kapsamda Türkiye’de patent konusunun hükümsüzlüğü için aşağıdaki koşullardan herhangi birinin mevcut olması bir hükümsüzlük nedenidir:

BULUŞ KONUSUNUN;

  • YENİLİK içermemesi,
  • BULUŞ BASAMAĞI içermemesi,
  • SANAYİYE UYGULANABİLİR olmaması,
  • İŞ YAPMA YÖNTEMİ olmas (teknik bir geliştirme içermiyorsa),
  • BİLGİSAYAR YAZILIMI içermesi (yazılımın teknik karakteri varsa, somut bir sistem veya usulle tarif ediliyorsa bu kapsamda değerlendirilmez),
  • CERRAHİ/TEDAVİ/TEŞHİS usulü açıklaması,
  • BİTKİ VEYA HAYVAN TÜRÜ içermesi (biyolojik esaslara dayanan bitki ve hayvan yetiştirme usulleri dahil),

TEKNİK YÖNÜ OLMAYAN VE TEKNOLOJİK GELİŞTİRME İÇERMEYEN bir konu ile ilgili olması

(Keşifler, teoriler, matematiksel yöntemler, oyun kuralları, edebi/sanatsal/estetik eserler, bilginin derlenip sunulması, kamu düzenine aykırı buluşlar vs.).

b - Buluşun, ilgili olduğu teknik alanda bir uzmanın uygulamaya koyabilmesini mümkün kılacak yeterlikte, açık ve tam olarak tanımlanmadığı ispat edilmişse; Bu husus KHK-Madde 47 anlamında “açıklıkla” karıştırılmamalıdır. Hükümsüzlük nedeni olan husus, buluşu tatbik etmeye yeterli bilginin tarifnamede mevcut olmaması anlamındadır. Buluşun çalışmayacağı alanları da (non-working embodiments) kapsayacak şekilde geniş tarif edilmiş olması yine “yetersizlik” bakımından bir hükümsüzlük nedenidir.
c - Patent konusunun, yapılmış olan başvurunun orijinal kapsamı dışına çıktığı ve kapsamı aştığı ispat edilmişse;  Patentlenme süreci boyunca başvuru sahibinin yaptığı değişiklikler eğer ilk başvuru tarihindeki kapsamı aşıyorsa patentin hükümsüzlük şartlarının oluştuğu kabul edilir.
d - Patent sahibinin, patent isteme hakkına sahip bulunmadığı ispat edilmişse. Patent başvurusu üzerinde hakları bulunması durumunda 3. Kişilerin bir taraf adına haksız tescil edilmiş patentin hükümsüzlüğünü isteme hakkı vardır.

 

İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ

551 sayılı KHK-Madde 129’un yukarıdaki hükümlerinin son kısımlarında “ispat edilmişse” lafzından anlaşılacağı üzere her hükümsüzlük davası dayanılan hükümsüzlük gerekçesi bakımından ispata tabidir (HMK-Madde 190). İspatın kuvveti ve derecesi konusunda kati bir uygulama bulunmamaktadır. Patent belgeleri, bilimsel makaleler, bilimsel neşriyatlar gibi deliller güvenilir kaynak kabul edildiğinden kamuya açılma tarihleri bakımından ispata tabi değillerdir. Fakat Türkiye’deki mahkemeler patent başvuru tarihinden “önce kullanım” (prior use) bakımından değişik uygulamalar göstermektedir. Örneğin ürün katalogları, kamuya açılma tarihleri tartışmalı olsa bile geçerli bir delil olarak kabul edilebilirken şahit beyanatları hükümsüzlük davası taraflarının sıklıkla kullandığı delil yöntemlerinin arasında yer almamaktadır.

 

PATENT SAHİBİNİN BEYANATLARI

Patent başvuru tarihinden veya (varsa) rüçhan tarihinden 12 ay öncesine kadar buluş sahibinin bizzat kendisi tarafından yapılan açıklamalar hükümsüzlük nedeni olarak kullanılamamaktadır. Aynı şekilde buluşu doğrudan doğruya buluş sahibinden öğrenen 3. Kişilerin izinli veya izinsiz olarak yaptığı açıklamalar da patentlenebilirliği engelleyici açıklamalar olarak görülmez.

 

ÖNCE TARİHLİ FAKAT SONRADAN YAYINLANAN PATENT BELGELERİ

Diğer yandan yürürlükteki 551 sayılı KHK, patent başvuru tarihinden önce başvurusu yapılmış ancak sonradan yayınlanmış başkaca patent başvurularının tekniğin bilinen durumunda olduğunu kabul etmekle beraber (Madde 7) bunların BULUŞ BASAMAĞI bakımından kullanılıp kullanılamayacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Hatta yasa bu tür belgeleri tekniğin bilinen durumunda kabul ederek bizatihi buluş basamağına karşı kullanma açısından teşvik etmektedir. Bu belirsizliklere rağmen uygulamada Avrupa Patent Sözleşmesi Madde 54(3) ve 56’da açıklanan yolla, bu tür belgelerin sadece YENİLİK bakımından kullanıldığı görülmektedir.

 

İKİNCİL TIBBİ KULLANIM (SECOND MEDICAL USE)

EPC2000’in 13 Aralık 2007 tarihinde yürürlüğe girmesi ile bilinen maddelerin tıbbi kullanımı veya amaca yönelik farklı bir endikasyonunun korunması EPC-Madde 54(4) ve 54(5) ile mümkün olmuştur. Bu suretle Avrupa patenti yoluyla belirtilen tarihten sonra tescil edilen ve Türkiye’de valide edilen patentler için uluslararası anlaşmaların önceliği prensibi ile hukuki zemin mevcuttur (KHK-Madde 4). Ancak 13.12.2007 tarihinden önce tescil edilen Avrupa patentleri EPC1973’e tabi olduğundan ve EPC1973’te ikincil tıbbi kullanım için hukuki zemin bulunmadığından bazı mahkemeler bu patentlerin geçerliliğini sorgular hale gelmiştir. Zira eski EPC kapsamında bu tür patentlerin dayanağı G 5/83 sayılı EPO Genişletilmiş Temyiz Kurulu kararıdır ve fakat bu kurulun kararları Türk Mahkemeleri bakımından bağlayıcı olmamaktadır.

Bazı ihtisas mahkemelerinin bu bakış açısıyla, doğrudan TPE’ye yapılan veya PCT kanalı ile Türkiye’ye giren patent başvurularının ikincil tıbbi kullanım istemleri içermesi durumunda hükümsüzlük davalarında sorun yaşaması olası gözükmektedir. Zira yürürlükteki 551 sayılı KHK kapsamında ikincil tıbbi kullanım açısından hiçbir yasal dayanak bulunmamaktadır. Aynı problem Biyoteknolojik buluşlar için de geçerlidir. Zira 98/44/EC direktifi ile Avrupa Patent Sözleşmesi’ne eklenen biyoteknoloji buluşlarına ilişkin hükümler 551 sayılı KHK kapsamında yer almamaktadır.

 

HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARINDA BİLİRKİŞİLER

Türkiye’de patent gibi teknik konuları ilgilendiren davalarda ekseriyetle bilirkişilerden görüş alınmaktadır. Bilirkişi heyetinin kompozisyonu davanın selameti açısından önem arz eder. Heyet içerisinde en az bir teknik eğitimli patent vekilinin olması, patent istemleri ve tarifnamesinin bilinen teknik karşısında doğru biçimde yorumlanması açısından son derece önemlidir. Bir davada birden fazla bilirkişi raporu ve/veya ek rapor alınması çokça görülen bir durumdur (HMK-Madde 281). Bilirkişiler hukuki hususlar konusunda mütalaa veremez (HMK-Madde 266). Ancak patent hükümsüzlük davalarının doğası gereği bilirkişilerin yaptığı incelemede dayandığı hukuki zemine açıkça atıfta bulunması beklenen bir durumdur.

 

HÜKÜMSÜZLÜK VE TECAVÜZ DAVALARININ BİRLİKTE GÖRÜLMESİ

Mevcut hukuk sistemi, hükümsüzlük davası ile tecavüz davası arasında bağlantı olması durumunda söz konusu davaların birlikte görülmesine izin vermektedir (HMK-Madde 166). Örneğin hükümsüzlük davası açılmasını takiben patent sahibinin de tecavüz davası açması veya tam tersine tecavüzle suçlanan tarafın karşı dava olarak hükümsüzlük davası açması çokça görülen durumlardır. Bu durumda birleştirme talebi yapıldığında dava açılan ikinci mahkeme birleştirme kararı verebilir ve birleşen dava birinci mahkemede görülür.

Hükümsüzlük davaları ayrıca tecavüzün olmadığına dair açılan menfi tespit davaları ile birlikte de görülebilmektedir (KHK-551-Madde 149). Diğer bir ifade ile 3. Kişiler bir dava içerisinde hem patente tecavüz edilmediğinin tespitini hem de patentin hükümsüzlüğünü talep edebilir.

 

İNCELEMESİZ PATENTLERE KARŞI HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARI

Türkiye’de hali hazırda geçerli olan mevzuat, patent başvuru sürecinde araştırma raporundan sonra incelemeli veya incelemesiz sistemlerden birinin seçilmesine imkan vermektedir. İncelemesiz sistem tercih edilmesi durumunda “araştırma raporu olumsuz olsa bile” 7 yıl koruma sağlayan bir incelemesiz patent belgesi almak mümkündür. Söz konusu 7 yıl içerisinde patent sahibi veya 3. Kişilerin her an inceleme talebi yapma hakkı mahfuzdur. Böyle bir talep yapıldığında patent başvuru statüsüne geri döner ve incelemeye tabi tutulur.

İncelemesiz patent sahibi açısından kötü bir araştırma raporu ile hükümsüzlük davasına maruz kalmak dezavantaj teşkil eder ve inceleme talep etse dahi mahkemeler ekseriyetle davanın açıldığı tarihteki hukuki durumu baz alarak inceleme sürecini bekletici mesele yapmadan yargılamaya devam eder.

3. kişilerin incelemesiz patente hükümsüzlük davası açmadan önce inceleme talebi yapmak suretiyle patentin prosedürel olarak reddini sağlamaları mümkün olabilir. Bu yolla ayrıca patentten doğan hakların kullanılması engellenir ve başvuru tescil edilene kadar (eğer reddedilmezse) 3. Kişilerin sürpriz davalar ve tedbir kararları ile karşılaşması önlenmiş olur. Bu noktada patentin inceleme sonucunda tescil edilmesini önlemek üzere sistem tercihinin yayınından itibaren 6 ay içerisinde 3. Kişi görüşü sunulmasında ekseriyetle fayda görülmektedir. Fakat bu tür talepler beraberinde bazı riskleri de getirmektedir. Zira inceleme talebi yapılan patent gerçekte patentlenebilir ise ve tescil alırsa koruma 7 yıldan 20 yıla çıkmış olur ki talebi yapan 3. Kişi açısından bu durum daha da dezavantajlı hale gelir.

 

FAYDALI MODELLERE KARŞI HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARI

551 Sayılı KHK uyarınca Faydalı Modellerde “buluş basamağı” gerekli şartlardan biri değildir. Bu nedenle KHK-551-Madde 165 kapsamında açılacak hükümsüzlük davalarında, patentlerin aksine buluş basamağının olmadığı yönünde bir gerekçe öne sürülemez. Fakat faydalı modellerin usul, usul sonucu çıkan ürün (product-by-process) ve kimyasal madde tarif etmesi yasaklanmış olduğundan bu gerekçelerle hükümsüzlük talep edilebilir. Bunun dışındaki hükümsüzlük nedenleri genel olarak yukarıda açıklanan KHK-551-Madde 129 ile aynıdır.

Faydalı modeller teoride patentle aynı korumayı 10 yıl süre ile sağlamasına rağmen buluş basamağından muaf olması, bu tür belgelerin hükümsüzlüğünü oldukça zorlaştırmaktadır. Zira mevzuatta belirtilen diğer gerekçeler yoksa faydalı modelin hükümsüzlüğünde ekseriyetle YENİLİK kriterinin sağlanmadığı gerekçesi kullanılmak durumunda olmaktadır. Yenilik incelemesinde faydalı modelin bilinen teknikten ayrıldığı farklılığın ne kadar önemli olduğuna bakılmaz. Dolayısı ile çok ufak bir yenilik dahi faydalı modelin hükümsüzlük davasında muhafazasını temin edebilir.

 

HÜKÜMSÜZLÜK DAVALARINDA İSTEM DEĞİŞİKLİĞİ

Yerleşik mevzuatta bir patent için tescil sonrasında istem değişikliğine izin verilmemektedir. Patent sahibi ancak patentin bazı istemlerinden vazgeçmek suretiyle istemlerde değişiklik yapabilir. Vazgeçmeden sonra patent geri kalan istem(ler) bakımından geçerli kalır (KHK-Madde 135).

Hükümsüzlük davası sürecinde de istemlerin değiştirilmesi normalde kabul edilen bir durum değildir. Hükümsüzlük davası sürecinde KHK-Madde-135 kapsamında yapılan vazgeçme işlemlerinin dikkate alınıp alınmayacağı konusunda Mahkemelerin standart bir uygulaması bulunmamaktadır. Fakat bilindiği üzere Avrupa Patent Sözleşmesi’ne göre tescil sonrası istemlerin kapsamını daraltma (limitation-EPC Madde 105a) ve hatta hükümsüzlük davalarında istemlerin kapsamını daraltmaya (EPC-Madde 138/3) izin vermektedir.

Türkiye’ye giren Avrupa patentlerinin EPO nezdinde kısıtlanması ve bu kısıtlamanın hükümsüzlük davası sırasında olması durumunda genel teamül bu kısıtlama süreci sonunda ortaya çıkacak istemlerin beklenmesi ve yargılamaya bu istemlere göre devam edilmesi yönündedir. Ancak Ulusal Mahkemelerin hükümsüzlük dava süreçlerinde EPC-Madde 138/3 kapsamında değişikliklere izin vermediği görülmektedir.

 

KISMİ HÜKÜMSÜZLÜK

KHK-551-Madde 129 uyarınca hükümsüzlük istemlerin sadece bir kısmı için söz konusu olabilir. Bu durumda patent geri kalan istemler bakımından geçerli kalır. Bu nedenle bir hükümsüzlük davasında bütün istemlerin geçerliliği incelenmelidir. Ulusal mahkemeler genellikle bu kurala riayet etmekle beraber bazı mahkemelerin kısmi hükümsüzlük karinesini açıkça göz ardı ettiği de görülmektedir. Bu mahkemelere göre bağımsız istem(ler) hükümsüzse tüm istemler hükümsüzdür ki bu uygulama son derece yanlış ve patent hukukunda yeri olmayan bir durumdur.  

 

Avrupa Patent Ofisi (EPO) nezdinde hükümsüzlük talepleri

EPO tarafından tescil edilen Avrupa patentlerine, tescilin bültende yayınından itibaren 9 ay içerisinde itiraz edilebilmektedir (EPC-Madde 99). Bu itirazın sonuçları, patentin geçerli olduğu üye ülkeler nezdinde bağlayıcıdır. Bu sebeple kimi durumlarda Türkiye’de bir hükümsüzlük davası açmak yerine EPO nezdinde bir itiraz yapılması daha cazip olmaktadır. EPO nezdinde yapılan itirazlarda hükümsüzlük gerekçeleri ulusal mevzuata göre daha sınırlıdır. Söz konusu gerekçeler;

  • Madde 100(a): patentlenebilirlik kriterlerinin karşılanmaması (EPC Madde 52-57),
  • Madde 100(b): buluşun teknik alanda uzman kişi tarafından tatbik etmeye yetecek kadar açık ve tam biçimde açıklanmaması, ve
  • Madde 100(c): Başvurunun orijinal kapsamını aşması şeklindedir.

EPO İtiraz sürecinde hükümsüzlük talebi ispata tabidir ve delillerin değerlendirilmesinde Temyiz kurullarına ait içtihat belirleyici olmaktadır. Örneğin bir delilin patent rüçhan tarihinden önce kamuya açılmış olduğunun ispatında, delilin sunan tarafla bağlantılı olması durumunda, “şüpheden ari” (beyond reasonable doubt) olması standart kriter olarak benimsenmiştir. Delilin önceden itiraz eden tarafın uhdesinde olmaması durumunda ise genellikle “ihtimaller dengesi” (balance of probabilities) prensibi benimsenmektedir. 

 

EPO İTİRAZ SÜRECİNİN TÜRKİYE’DE BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI

Ulusal mahkemeler nezdinde EPO itiraz süreçlerinin Türkiye’de açılan hükümsüzlük davaları için bekletici mesele yapılması mümkün olabilmektedir. Hükümsüzlüğü tartışılan patentlerin ve tarafların aynı olup olmadığı, EPO itiraz sürecinin muhtemel nihayete erme tarihi gibi bazı parametreler bekletici mesele yapma kararında etkili olabilmektedir. EPO itiraz sürecinin temyizle beraber en az 4-5 yıl vakit alması ve bu süreç zarfında Türkiye’deki davanın bitme ihtimalinin yüksek olması bekletici mesele yapılmaması konusunda karara sebep olabilmektedir. Tersi durumda, yani EPO itiraz sürecinin bitmeye yakın olması durumunda usul ekonomisi adına bekletici mesele yapmak söz konusu olabilmektedir.

 

EPO TEMYİZ AŞAMASI

EPO İtiraz Kurulu (opposition division) kararları Temyiz edilebilmektedir (EPC-Madde 106). Temyiz süreci sonunda kurul, itirazın yeniden görülmesi için patenti İtiraz Kurulu’na geri gönderebileceği gibi İtiraz Kurulu görevini üstlenerek patentin değiştirilmiş halde muhafazası, tamamen muhafazası veya tamamen reddine yönelik hüküm verebilir.

 

YARGITAY TEMYİZ AŞAMASI

Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri gibi ilk derece mahkemelerin kararları Yargıtay nezdinde temyiz edilebilmektedir. Dava dosyası ve temyiz edilen kararı tetkik eden hakimler hukuk kökenli olduğundan davanın teknik bakımdan esasına genellikle girilmemektedir. Temyiz edilen kararın bozulması bakımından gerekçeler çoğunlukla hukuka aykırı ve hatalı yargılama süreçleri ile ilgili olmaktadır.